Anadolu’nun kutsal Kurbağaları

Fotoğraf Galerisi

Anadolu’nun kutsal Kurbağaları

Tarih, sosyal alışkanlıklar, geleneklerin, inançların ve doğa koşullarının bir toplumda uzun bir süreç içinde ortaya çıkarttığı ve ekonomik altyapıyla uyumlu olarak biçimlendirdiği temel değer yargıları, bakış açıları ve bir çeşit dünya görüşüdür Kültür… Başka bir deyişle toplum içindeki değer yargılarının da bütünüdür.  Onun için hep söylenir ki “Anadolu Kültürel değerlerin çeşitliliği ve zenginliği bakımından çok önemli nitelikleri olan bir Coğrafyadır. Dünyanın oluşumundan günümüze kadar kıtalar arası insan hareketliliğine en çok ev sahipliği yapmış olmasından olsa gerek, Anadolu yarımadası hep bir köprüye benzetilegelmiştir. Tarih boyunca 500’e yakın kavim ve topluluğun Anadolu’yu yurt belleyip yerleştiğini bilmekteyiz ki, gelip geçen her kavim kendi gelenekleri ve yaşam kültüründen izler bırakarak Anadolu kültürünü yaratmıştır. Onun için dünyanın her hangi bir bölgesindeki farklı toplulukların geleneksel özellikleriyle benzeşen "Aaa!.. bu bizde de var diyebeileceğimiz" ortak kültürel değerleri vardır Anadolu’nun.

Genellikle TV seyretme alışkanlığım yoktur;  olursa da bazı haber ve belgesel kanalları arasında gider gelirim uykumun firar ettiği gecelerde… Bu çok değerli belgesellerin, neredeyse hiç kimsenin izleme şansı olmayan, gecenin ilerleyen bir saatinde gösteriliyor olmasını da, o belgeseli yaptıran kafa ile yayın politikasını belirleyen kafa arasındaki sonsuz uçurum ilişkisini düşünüp, şaşırarak yaşarım gecenin kalan bölümünü…

Neyse uzatmayalım; geçenlerde izlediğim bir Belgeselin konusu Hindistan’ın bir eyaletinde, hep o bilinen yoksulluğun ayyuka çıktığını gözlemlediğimiz bir köyünde geçen bir ritüelin gösterisidir;  içeriği ise “Yağmur duası…” Benzer törenlerin, yaşamakta olduğumuz Bilim ve Teknoloji çağında bile Anadolu coğrafyasının bir çok yöresinde halen daha zikredildiğine tanıklık etmişizdir birçoğumuz, şaşkın bakışlarla izleyerek. Hatta öyle ki Yerel yönetimlerimizin, anlı şanlı kamu idarecilerimizin de bu ritüellerin organizasyonuna katıldıkları, önderlik ettikleri, ekonomik kaynak aktarımında bulundukları da bilinen başka bir gerçeğimiz.

Yanlış anlaşılmaya, bu yazıyı kaleme alış nedenim bu inanç ve yakarışa karşı olduğumuzdan değil, Hindistan’ın bilmem hangi eyaletindeki yoksul bir köyde yapılan yağmur duası ile doğduğum Sinop’un kenarda köşede kalmış bir köyünde, çocuk yıllarımda, büyüklerin değil sadece biz çocukların yaptığı bir Yağmur duasının neredeyse birebir benzeşen yönlerini anımsatıp şaşkınlığımı dillendirmek, bugün kıymetini anlayıp bilmeden çekirge sürüleri gibi işgal ederek tarumar ettiğimiz Anadolu topraklarının kutsallığına, koruyup kollama sorumluluğumuza dem vurmaktır amacım; Hindistan nere,Sinop nere dedirtecek biçimde...

İzlediğim Belgeselde üç Hintli genç, bir bataklık alandan kocaman bir kurbağayı yakalayıp tahta bir sırık üstüne de bağlayarak, iki delikanlının omuzlarında taşıdığı bu sırıkla köydeki tüm evlerin kapı kapı dolaşılarak duaya ortak edilmesi, ev halkının ziyaretçilerini kapıda karşılayıp renkli boyaların yüzlere sürülmesi ve ev halkından birisinin bir kova suyu delikanlıların üzerinden aşağı boca ederek ıslatılması, başka bir grubun da başlarında birer kova suyla ve yüksek sesli haykırışlarla gök tanrıdan yağmur ve su dilenmesi, törenin bizdeki türbe benzeri bir yapıya varılarak taşınan suların buradaki bir taş ve yağmur tasına doldurularak sonlandırılması beni alıp götürdü 7-8 yaşlarımın çocuk yıllarına…

                                                                                                  **** ****

Yaşadıklarımın bir hayli eskiye dayanıyor olması ve anımsama zorluğu, yapılan duanın sözel ifadesinde eksikler içerebilir; af ola… O nedenle önce anamı sonra da en yakın bildiğim yaşlı halamı sorgulayarak onların tanıklığına ihtiyaç duydum belleği tazelerken… Bu yazıyı okuyacak olan yakınlarımdan akranlarımdan boşlukları dolduracak birileri çıkar da katkı da bulunursa mutluluk duyarım…

Zaman 60 lı yıllar; üzerinde ağaç olmayan iki tepeden birisinin yamacına sırtını dayamış olan doğduğum köyümde, en yakın arkadaşım, çocukluğumun bilge kişisi rahmetli dedemle birlikte penceremizden görünen ekin tarlalarının daha bahar aylarında başak bağlamadan sararmaya yüz tuttuğunu görmeye başladığımız günlerde, onun yüzünde beliren endişeyi bir türlü anlamlandıramadığım yaşlardayım… Çocuk ayaklarım ona bir türlü yetişemese de ekin tarlalarına girip kopardığı başağı avuçları arasında ezerek ne yapmaya çalıştığını uzaktan uzağa izler, yüzünde görmeye pek alışık olmadığım mimiklerinden yakın zamanda kötü bir şeyler olacağı hissine kapılarak çocuk aklımla anlam yükler, suskunluğuna üzülür, sıkıntısını çocuk kalbimde hissederdim…

Rahmetli dedeciğim çocuk zihnime nasıl bir telkinde bulunduysa artık bu çocuksu törenin nasıl başladığını ve ne amaçla yaptığımızı pek anımsayamıyorum; anamdan halamdan ve ritüellerde rol alan akranlarımdan bilgi edindiğim kadarıyla bunun çocuk saflığı ve temizliği içinde yapılan bir çeşit yağmur duası, bereket dileği olduğunu anlamış bulunuyorum. Çocuksu bir ruhla yapılan bu törenin zihnimde silinmeden varlığını korumuş olması sanırım Tereyağlı Bulgur aşının nasıl pişirildiğini ilk kez o törenlerde öğrenmiş olmamdandır kim bilir…

Sabahın erken saatinde neredeyse yataktan kalkar kalkmaz kutsal bir görevi yerine getirmenin sorumluluğu içinde akıl almaz bir hızda her yaş grubundan tüm çocuklar sanki sihirli bir el dokunmuşçasına örgütlenir, törenin icrası için çalışmalara başlardık. İlk yaptığımız şey avuç içi genişliğinde bir tahta bulmak, eski ve artık giyilmeyen fistan türü giysileri parçalayarak elde ettiğimiz ve dereden yakalanacak kurbağayı tahta üzerine zarar görmeden bağlayacak çaput bir ip olurdu… Tabi bir de tören sonunda pişecek bulgur aşını kaşıklamak için hepimizin elinde bir tahta kaşık olmazsa olmazlardandı. Daha sonra iş bir Kurbağa yakalamaya kalırdı ki onu da bizden yaşça büyük olan ağabeyler yapardı; Kurbağalara dokunmaktan halen daha korkarım ki “Kurbağalara dokunmayın ellerinizde yara ve siğiller çıkar” diye korkutulmuş olmanın etkisi vardır sanırım bunda. Yakalanacak Kurbağanın geceleri ortaya çıkan yeşil kurbağalar değil de su kurbağası olması ana kuraldı. Lakin içinden dere geçmeyen bir köyde su kurbağası bulmak türlü cambazlıklar yapmak demekti. Öyle ki köyün tek içme suyu kaynağı olan derin kuyulara cıs cıbıl giren ağabeylerimizi kızlı erkekli kahkahalar eşliğinde kurbağa yakalarken izlemek ayrı bir keyifti doğrusu.  

Küçük büyük fark etmez bin bir emekle yakalanan kurbağacık, omuzda taşınacak tahtanın tam ortasında, altına serilen geniş bir yaprak üzerine oturtulup ıslatılmış çaput ip ile özenle ve zarar görmeyecek biçimde bağlanır, neredeyse her evden bir çocuğun katılımıyla köydeki bütün evlerin kapısı çalınmaya başlanırdı.

Çocuk haykırışları ve koro halinde söylenen “Gurbacuğlar acıkmış,Ekincükler susamış, Göğden rahmet, Yerden bereket, Ver Allah’ım ver. Amiiiiiin.” Şeklinde biçimlenmiş duayı ben anımsayamadım, yaşlı halamdan öğrenerek taşıdım buraya. Çaldığımız her kapı mutlaka açılır, bu çocuksu ayinin köy içinde ne zaman yapılacağı ilan edilmese de kısa süre içinde tüm köy halkı tarafından duyulur, her kapının çalınacağı da bilindiği için evde mutlaka bir kişi bekletilirdi ki yaptığımız işe saygı gösteren ve minik yüreklerden yükselen duamıza eşlik eden büyüklerimizin bu davranışlarından yaptığımız işin önemini de o zaman kavrardık.

Çaldığımız her kapının ardından elinde bir tas su ile bir kişi çıkar, tahtanın üzerinde sarılı kurbağacığın üstüne bu suyu dökerek onu ıslatır, ekip başı çocuğun boynuna astığı torbanın içinde eksik olan ne varsa giderilir, bu da genellikle bir tas buğday, bir kaşık tereyağı biraz da tuz olurdu; erzak alımı tamamlandığında kerpiçten bir tencere, üçlü bir saç ayağı, ateş yakmak için bir tutam çıra hatta kibrite varıncaya kadar tüm ihtiyaçlarevlerden karşılandığında törenin kapı kapı dolaşma faslı da sona ererdi.  Törenin ikinci aşaması yakalanan kurbağacığa daha fazla eziyet etmeden tekrar suya bırakılması ile gerçekleşir, usta ellerin yakacağı bir ateşe oturtulan üçlü sacayağına içi su dolu kerpiç tencere dikkatlice yerleştirilir, yağı tuzu konur ve kaynamaya başlayacağı esnada bez torbanın içinde biriktirilen bulgur, kaşık kaşık tencereye dökülürdü… Su ve bulgurun tencereye ne kadar konması gerektiğinin ölçüsü ise tahta kaşıklarımızın bulgur dolu tencerede dik durması gerçekleşinceye kadar yeni ilaveler yapılarak belirlenirdi.

Tamamen çocuklardan oluşan bu çalışkan ekip içinden deneyimli bir kişi ateşi ve pişmekte olan bulgur aşını devamlı kontrol etmekle görevlendirilir biz ise el ele tutuşarak halay çeker gibi döne, döne “Gurbacuğlar acıkmış,Ekincükler susamış, Göğden rahmet, Yerden bereket, Ver Allah’ım ver. Amiiiiiin.” diyen haykırışlarımızla ve sesimizi köy halkına duyurma çabasıyla törenin bir sonraki aşamasını icra ederdik. Günün ödülü olarak bellediğimiz bulgur aşının pişip de aynı tencereden kaşıklanması bir yarışma havasında geçse de hır gür olmaz, herkes nasiplenirdi; lakin nedense bana hep kerpiç tencerenin dibine yapışmış bulgur aşının yanık kısmı kalır yine de itirazsız büyük bir haz duygusuyla alırdım kısmetimi…

Biraz da dinsel bir ritüel havası içinde gerçekleşen bu törenlerin biz çocuklara daha o yaşlarda birlik olma, görev paylaşımı, barışma, kaynaşma ve sosyalleşme konusunda öz güven duygusu kazandırdığı sayısız bilgi beceri, ortak düşünme ve eylem kabiliyeti kazandırdığını düşünüyorum bugün…

Teknoloji harikası günümüz oyuncaklarıyla harikalar şeyler yaratsalar da, biraz da ebeveynlerinin yönlendirmesiyle tamamen bireyselleşen, gittikçe yalnızlaşıp bencilleşerek kendi gelecekleri ve yaşayacakları dünyayı biçimlendirerek inşa eden bugünün çocuklarını düşündüğümde kendimi ve kendi kuşağımı biraz daha şanslı mı yoksa şansız mı saymalıyım bilmiyorum…

Diğer Köşe Yazıları

Fotoğrafın Hukuki Niteliği
Fotoğrafın Hukuki Niteliği
Bir insan; bir öykü
Bir insan; bir öykü
Distopya - Corona
Distopya - Corona
Dağ Doğa Fotoğraf Yürüyüşleri
Dağ Doğa Fotoğraf Yürüyüşleri
Bir Kutsal Dağ Masalı
Bir Kutsal Dağ Masalı
Fotoğraf yürüyüşü nedir ?
Fotoğraf yürüyüşü nedir ?
Fotoğrafla ya da fotoğraftan beslenmek
Fotoğrafla ya da fotoğraftan beslenmek
Fotoğraf, Algı ve Algı yönetimi
Fotoğraf, Algı ve Algı yönetimi
Çomakdağ Köyleri - Arşiv
Çomakdağ Köyleri - Arşiv
Öncesi ve Sonrasıyla Fotoğraf
Öncesi ve Sonrasıyla Fotoğraf
Dijital Teknoloji ve Fotoğraf
Dijital Teknoloji ve Fotoğraf
Sinop Fotoğrafçılar Buluşması Yol Hikayesi- 3
Sinop Fotoğrafçılar Buluşması Yol Hikayesi- 3
Sinop Fotoğrafçılar Buluşması - Yol Hikayesi / Bölüm-2
Sinop Fotoğrafçılar Buluşması - Yol Hikayesi / Bölüm-2
Sinop Fotoğrafçılar Buluşması-1
Sinop Fotoğrafçılar Buluşması-1
Anadolu’da Yaylacılık
Anadolu’da Yaylacılık
Fotoğraf Sohbetleri
Fotoğraf Sohbetleri
Yeni gerçeklikler
Yeni gerçeklikler
Fotoğraf nedir ?
Fotoğraf nedir ?

Destekçilerimiz

Patikatrek
Türkü Tour
Pokutsal
RakaniTur
GeziPort
Molarize